Değiştirmek istiyorsun bazı şeyleri ama; mutsuzluğundan bile emin değilsin aslında.
Kafan öyle karışık ki ani sinir krizlerin haricinde umursamıyorsun bu durumu.
Bir şey yok sanıyorsun.
Sadece sanıyor-muş-sun.
Saçma sapan yerlerde hüzünleniyorsun, olur olmadık zamanlarda mutsuz oluyorsun.
Sevdiğin şehirde, sevdiğin insanların yanında bile o anlık hüzne teslim oluyorsun.
Mesela bazen, durduk yere, sudan sebeplere ağlıyorsun.
(Geçenlerde yine yaptın bunu sen.)
Ellerin titriyor, gözlerin buğulanıyor, durduramıyorsun.
Sevdiğin o adamı en çok o zamanlarda istiyorsun yanında.
Hayır, sadece mutsuzluğunu paylaşasın diye değil.
Biraz olsun yükünü hafifletsin, “geçecek” desin ve her şey geçsin diye istiyorsun en çok.
Mutluluğu da istiyorsun o adamla, delicesine istiyorsun hem de.
Ama en çok onun kollarında ölümsüzleşmeyi bekliyorsun.
Bazen çok düşünüyorsun ama; değiştiremiyorsun.
Soruyorsun insanlara.
Sizin taşıyamadığınız yükleriniz olmuyor mu hiç?
Çok dağıtıyorsun konuyu sen.
Dönüp dolaşıp yine yüreğe geliyorsun.
Beklemeyi hâlâ beceremiyorsun.
Yine onun yüreğinin içine atmak istiyorsun kendini.
Yine, yeni, yeniden..